Çekici Bulmanın ve Arzulamanın Bilimsel Temelleri

15/03/2019

"Onu görünce beni bir titreme alıyor''. Bir kısmımız, kadın veya erkek, bu duyguyu yaşamışızdır. Birisinin bize çekici gelmesi, tamamen, kişiye özgüdür. Tek bir mimik, ses, parfüm, siluet ya da bakış, birinin cazibesine kapılmamıza yeterli olabilir.

Arzunun ortaya çıkmasında bütün duyuları-mız işin içine giriyor. Tabii ilk önce ve en fazla da görsel duyumuz. Cinsel çekicilik, beynimizin belirli bölgelerini olaya katıyor. Görsel korteks, sonra ön korteks, gözle alınan uyarıları hipotalamusa kadar iletir. Hipotalamus aynı zamanda adrenalin ve kalp ritmimizin zıvanadan çıkması ve ellerimizin nemlenmesini borçlu olduğumuz noradrenalin gibi hormonları da salgılar. 


Daha sonra dopaminin sırası geliyor. Dopamin, cinsel olmasa bile bütün arzu ve zevk durumlarında salınan ve insanın kendisini iyi hissetmesini sağlayan bir hormon ve bazen bütün beyni seller içinde bırakabilir! Dahası, kadın ve erkekte bazı işaretler, bedensel yapılar vb, arzuyu ilk bakışta bile ateşleyebilir! Biyologlar bunun nedenini, bu işaretleri taşıyan kişilerin daha çok doğurganlığa sahip olmalarında görüyor.


Beyaz ya da Asyalı ırk olsun, bütün kadınların tercih ettikleri erkekler bir T siluetine sahip, geniş omuzlu ve dar bir belli.
Bel çevreleri ve kalçaları arasındaki oran, 0.8 ve 0.9 ile, bel ve omuzlar arasındaki oran ise 0.6 olması ideal olarak belirtiliyor. 


Erkeklere gelince, onlar kadın ırkının vücudundaki eğrileri daha arzu edilir buluyorlar.
Bir Asyalı ya da batılının gözlerinde ideal bir kadın, kum saati biçimine sahiptir. Bel çevresi ve kalça arasındaki oran, göğüslerle birlikte 0.6.
Baktığınızda bu oranlar aslında cesaret kırıcı bulunabilir. Peki bunun açıklaması ne? ABD'deki Nouveau-Mexique Üniversitesi'nden biyo-psikolog Victor Johnston: 'Bu beden biçim veya ölçüleri daha çekicidir, çünkü daha güçlü bir üreme potansiyeline sahipler''.


Çekici, çünkü doğurgan!
Ergenlikte, testosteron ve ostrojen hormonları salgılanmaya başlandığı zaman beden biçim değiştirir ve her biri doğurganlığı gösteren forma sahip olurlar.
Erkek çocukların erkekleştiğini, kadınların kadınlaştığını görürsünüz. Böylece, vücutlarımız, üretkenlik potansiyelimizi belli ederler. Bu da bizim duygusuz kalmamıza izin vermez. Farklılıklarına karşın yüzler de bu çekicilik programınına dahildir.
Ergenlikte ostrojenler çene ve burnu kısaltır, gözleri ayırır ve dudakları şişirirken, testosteron iç çeneyi uzatır ve genişletir, gözleri göz çukuruna doğru gömer. 


Simetrinin büyük rolü
Ve bu cinsel hormonlar ne kadar çok salgılanırsa, bu davranışlar o kadar artar. Oysa Victor Johnston şöyle diyor: 'Eğer bir yüzdeki kadınlık ifadelerini bilgisayarla farklılaştırıp onları erkeklere sunarsak, erkekler, kadınlığın daha fazla belirgin olduğu ifadeleri daha arzu edilir bulacaklardır.''
Kadınlar için de aynısı geçerli: Daha fazla erkekleştirilmiş yüzler onları çeker. Farklı nüfuslarda gerçekleştirilen deneyler, bu gerçeklerin ortak paylaşıldığına işaret ediyor: Doğurmak ve nesli sürdürmek belirleyici... Kim bu özelliklere belirgin olarak daha çok sahipse, şansı da daha çok!
Sosyal biyoloğumuz Victor Johnston bir noktaya daha işaret ediyor: 'Simetri de yüksek derecede arzu edilir''.


Arzu bir tuhaf! Pek çok bilimsel araştırma, bir yüzün ya da vücudun eksensel simetrisi bilgisayarla mükemmelleştirildiğinde, daha çekici bulunduğunu gösteriyor.
Cinsel hormonların tipik olarak biçimlendirdiği bedensel yapılarımız gibi, bu simetri de, evrensel olabilecek sabit bir değerdir. Çünkü bu simetri, batılıların da Asyalıların da ve Afrikalıların hoşuna gidiyor. 


Ancak simetride doğurganlık davranışı değil, genetik söz konusu! Victor Johnston bunu şöyle açıklıyor: 'Doğada, daha simetrik olan varlıklar daha iyi bir bağışıklık sistemine sahiptir. Gelişme boyunca, biyolojik plan mükemmel bir simetridir.
Bir mikrop saldırısı durumunda, genetik planları bağışıklık düzeyine daha dayanıklı olan bireyler, hormonal olarak gelişme ve bu simetriyi koruma konusunda yeteneklilerdir''. Cinsel arzularımız soyumuza daha iyi bir yaşam şansı sunmak için bir başkasının geniyle yönlendirilecektir.


Kokunun büyük rolü
Peki diğer duyuların arzuda rolü ne? Çok sayıda araştırma, kokuların ilginç rollerini ortaya çıkardı. Bir araştırmada kadın deneklerden, erkekler tarafından iki gece art arda giyilmiş tişörtlerden yayılan kokuları değerlendirmeleri istendi. Sonuç şaşırtıcıydı:
Kadınlar, daha arzu edilen kokuların, genetik planları daha farklı olan erkeklere ait olduğunu buldular. 


Nasıl ve nedenine gelince: Kadınları bu bulgulara iten, aslında, bedenimizdeki belirli bileşiklerin varlığı. Bu bileşiklerin adı CMH (Dokusal Büyük Kompleks). Bu molekülü oluşturan parçaların sıralaması, bireyden bireye büyük oranda değişiyor. Her birimizin genleri, bu molekülün yapısını farklı belirliyor; ve bunlar biyolojik kimliğimizi oluşturur.
Bu moleküller bütün hücrelerin yüzeyinde vardır ve bağışıklık sistemimizin virüs bakteri gibi oluşumlardan hangisinin bize uygun hangisinin yabancı olduğunu ayırt etmesine yardımcı olurlar.
Bu nedenle söz konusu moleküller, organ naklinde, bedenimizin reddetmesinden de sorumludur.
Akrabalardan kaçınmak
Hayvanların koku vasıtasıyla CMH moleküllerine tepki verdiğini ve kendilerinden çok farklı bileşenli cinsel partnerlerin cazibesine kapıldıklarını biliyoruz. Erkeklerde de aynısı geçerli.
Peki neden farklı olan koku bileşenlerine sahip olanlar tercih ediliyor? Bunun nedeni, can sıkıcı akraba birlikteliklerinden kaçınarak türün kalıcılığını garantilemek.
Kokuların ötesinde, hayvanlar alemi dayanılmaz bir koku gücüyle donatılmış diğer salgıları da tanıyor.


Özellikle köpekgiller, kedigiller ve kemirgenlerdeki çıldırtıcı kimyasal moleküller... Bunlar bir cinsel partnerin varlığını ve arzunun başlangıcının sinyalini verir ve erkeklerde penis sertleşir, dişiler de çiftleşme pozisyonunu alır. 


Dopamin, zevkin anahtarı
Cinsel arzu, hiç kimseyi es geçmez. Her birimiz ve türümüzün farklılığı için bu bir şans.
Biyo-kimyacılar, cinsel arzuya cevap veren çağrının biyolojisini biliyorlar. Arzu halindeyken salgılanan ve iyi hissettiren ve zevkin anahtarı olan bu hormonun adı dopamindir.
Aslında, cinsel ilişki sırasında beynimiz daha büyük oranda dopamin salgılar. Belirsiz bir zevk sağlar ve onu güçlendirecek diğer hormonların salgılanmasını harekete geçirir.
Diğer hormonlar arasında ositosin ve luberin ve ayrıca bizi tam mutluluğa götüren endorfin yer alıyor. Mutlu beynimizi sular altında bırakan gerçek bir fırtına gibi eser hormonlar bedenimizde. Bir kez zevk alındı mı, beynimiz teselli edilmiş ve vücudumuz dindirilmiş olarak, yeni cinsel partner arzulamaya hazırdır. 


İlk olayda biyolojik bileşenler, az ya da çok, ruhsal yaşamımızla uyumlu veya uyumsuz olacaktır. Alınan zevki yeniden bulma isteğine gelince, aynı cinsel partneri arzulamaya iten biyolojik süreci belirleyen nedir? Burada kültürel ve fiziksel özelliklerin ötesinde, başka bir andojen madde söz konusu: Oksitosin. 


Cinsel zevk anında salgılanan bu molekül, bağlılık hormonu olarak anılmaya layıktır. 1955 yılında ABD, Atlanta'daki Emory Üniversitesi bilim adamları tarafından küçük bir sürüngen üzerinde keşfedilmiştir. Sinir bilimlerinde doktor olan Lucy Vincent şöyle diyor:
'Çayır fareleri çok sadıklar ve zamanlarının çoğunu çift olarak geçirirler. Oysa, dağ fareleri poligam, yani çok eşlidirler. İkisi arasındaki fark şu: Çayır fareleri beyinlerinde daha fazla ositosin vericisine sahipler ve bu hormona daha fazla hassastırlar''.
Bu hormon açıkça bağlılık ve tek eşlilik hormonu gibi!


Sevilmek beyni aydınlatıyor
Çayır farelerinde, dişi ve erkek arasındaki bağ ilk andan itibaren doğar. Ve çok zor kaybolur, çünkü eşlerden biri ölünce yeri nadir olarak doldurulur. Garip bir şekilde aşka benzeyen bir bağdır bu.
Peki oksitosin hormonu erkeklerde de aynı rolü oynuyor mu?
Cevap, evet olabilir. 4 yıl önce Londra College Üniversitesi'nden iki sinir biyologu, Andreas Bartels ve Semir Zeki, birbirlerine iki yıl boyunca 'deli gibi aşık olan'' 20 kişiyi seçtiler ve uzun süredir birlikte oldukları kişinin fotoğrafını gördükleri anda beyinlerini MR ile gözlemlediler. Sevilen kişinin fotoğrafını görünce beynin dört bölgesinin faaliyete geçtiğini fark ettiler.
Böylece oksitosin hormonunun beyindeki yeri de bulundu. Buradan erkeklerde aşk ve hormon arasında bir bağ olduğu sonucu çıkarılabilir. 
Niçin cinsel ilişki anında sistematik olarak aşık olmuyoruz?
Bir başkasına bağlı olabilmek için belli bir oranda oksitosine mi ihtiyaç var? 


SEKS SAĞLIK İÇİN İYİ MİDİR?
Cinsel ilişki boyunca salgılanan endorfin, bizim hem fiziksel hem de ruhsal açıdan iyi hissetmemizi sağlar. Buradan sağlık üzerinde olumlu bir etki yarattığı sonucuna ulaşılabilir mi? Tıp henüz bu soruyu çözemedi. Ancak bir şey kesin. O da seks kötü değil. Hatta kalp sağlığı için iyi bile. 

Aslında, 50'lerine varmış bir bireyin, eğlence anında bir saat süresince kalp krizi geçirme riski 500 binde bir olacaktır. Dahası, cinsel ilişkiler, kalp problemlerinde spordan daha fazla belirleyici değil. Cinsel aktivitelerin koroner yetersizliğine yol açabilecek yaşa erişmiş bireylerde daha tehlikeli olduğu doğru, ancak orada bile seks anında kalbin tekleme riski çok zayıf kalıyor: Milyonda 20. O halde kalbi neden hiç yaşlanmayan bu zevkten mahrum bırakalım?


KADINLARDA DA SERTLEŞME MEYDANA GELİR Mİ?
Eh, evet. Erkeklerde sertleşme, penise kan akışı sayesinde gerçekleşir; kadınlarda da bu kapasite vardır. Klitoriste de benzer bölgeler vardır buraları uyarı anında kanla dolar. Hız hariç, erkeklerinkine benzer bir mekanizma çalışmaya başlar: Erkeklerde sertleşme için birkaç saniye yeterli olabilirken, kadınlar için 20-30 dakika gerekli olabilir. 


ŞİŞEDE SATILAN İNSAN FEROMENİ
Birini ağına düşürmek için neden şiirler yazmak, seranad yapmak ya da bir başkasının önünde hindi gibi kasılmak gerekir? Hayvanların, moleküller burun deliklerine ulaşır ulaşmaz, cinsel bir pozisyon aldığını göreceksiniz. Onbeş yıldır insan feromeni keşfettiğini söyleyen Salt Lake City'li ilaç firması Pherin'e inanmamız gerekir belki de. Pherin, değerli molekülleri vomeronefrin'i 65 Euro'ya satılan 110 ml'lik "Realm'' adlı parfümlerinde kullandı. Biyologların söylediğine göre ise, hayvanlarda feromenleri saptamaya yarayan burundaki özel koku bölgesi bizde işlevsel değil. İnsan feromeni gerçek bir buluş ve yılda 700 bin Euro getiriyor.


KORKU UYARICI MI?
Evet, arzuyu on kat arttırıyor. 2 yıl önce (ABD) Teksas'ta Austin Üniversitesi'nden biyo-psikologlar, bir eğlence parkını deney bölgesi olarak alıp "büyük sekiz" denen turlar düzenlediler. Bekleme anında, gösterilen fotoğraflardaki bireyleri cinsel çekiciliklerine göre değerlendirmeleri istendi. Yükseklere uçunca ise, çalışmada rolü bulunan insanlar klişeleri önerdiler. Sonuç: Başlangıçtan daha fazla çekici buldular. Nedeni mi? Çünkü ``kobaylar'' büyük bir korku transferi yaşadılar. Sonunda, "Büyük sekiz" denen turlarında hissedilenler arzuyu uyandırdı ve onu şiddetlendirdi. 


MEVSİMLER VE İKLİM ARZUYU DEĞİŞTİRİR Mİ?
Eğer insan doğumlarını mevsimsellik üzerinde değerlendirirsek, arzunun yaratılmasında rolü olduğu söylenebilir. Kuzey yarıkürede, mart-nisan-mayıs aylarının denk geldiği bahar aylarında bebek doğumlarında ortalamaya göre yaklaşık yüzde 10 daha fazla artış görülür. Dolayısıyla ışığın önemli değişkenleri bu konudan sorumlu olabilir. Ancak sıcaklıklar değil. Buna karşılık, alt ekvatoral ülkelerdeki bazı teoriler ise mevsimlerle değil, spermlerin kalitesiyle meşguldür. Yazla ısınan spermler, daha kötü bileşenlere sahiptir, bu da 9 ay sonra gözlemlenecek doğum oranlarındaki zayıflığı açıklar.
ORGAZM DENEN BAŞDÖNMESİ
Biyologlar için orgazm beyinsel ve genital uyarılar arasındaki sürekli gel gitlerden doğar. Erojen bölgeler (genital organlar, apışarası..) uyarıldığında, beyindeki endorfin, dopamin gibi iyi hissettirici hormonların salgılanması başlar.


Nereye kadar? Aslında iki cinsiyet de eşit derecede hormonal salgılamaya maruz kalır, anatomik fark ise iki tür için eşit derecede zevkin söz konusu olmamasıdır. Kadınlarda, zevk, anüs, vajina ya da klitorisin uyarılmasıyla görülür. Üç bölge, o halde üç orgazm mümkün mü? Tam olarak değil. Kapsanan bölge gibi aynı biçimde yaşanacaktır. Bu, zevk alan kadının pek çok yüz ifadesine sahip olmasına engel olmaz: basit bir endişeden korkunç bir ifadeye kadar... Belki de erkek orgazmı tek model olduğu için, bir kadın orgazm üstünlüğü söz konusu olabilir. Peki ya, erkek orgazmı değişmez olabilir mi? Pek değil, çünkü bu ruhsal yaşamı farklıdır. 


MENOPOZ ARZUYU AZALTIR MI?
Sıcaktan bunalma, konsantrasyon azalması, sinirlilik, dengesiz bir duygusallık, depresyon, 50 yaşına yaklaşınca kadınlarda yumurtlamanın bittiğinin menopozun başladığının semptomlarıdır. Aynı zamanda libidonun da azalması anlamına gelir. Belki de bütün doğurganlığı kaybetmeyi simgeleyen bu olayın psikolojik nedenleri için. Ancak, biyologlar için, bunun hormonal bir kökeni var ve ostrojenden çok yumurtalıklar tarafından salgılanan erkeklik hormonu androjenin salgılanmasının durmasına bağlı. Pek çok çalışma gösterdi ki, menopoza girmiş kadınlarda görülen libido azalışı androjen bazlı bir tedavi sonucu iyileşiyor. 


YUMURTLAMA KADINLARDA ARZUYU ARTIRIR MI?
Kuzey Karolina, Durham Ulusal Çevre Sağlığı Enstitüsü'nden epidemiloglara göre evet. 68 kadının cinsel yaşamını üç ay boyunca gözlemleyen bilim adamları, onların yumurtlama esnasında veya yaklaşınca daha aktif olduklarını gördüler. Onların en iyi döllenme dönemine karşılık gelen bu altı gün boyunca, cinsel ilişki sıklıkları ortalama yüzde 24 arttı. Kadınlar, hormonal olmayan bir gebelik önleme anındayken, bu dönemde doğurma arzusu da dahil, daha güçlü bir cinsel arzu hissedebilirler. Çocuk arzulama ve gebeliği önleyici bir durumda bulunmak çelişki değil. 


AFRODİZYAKLAR VAR MI?
Bütün kültürlerde, karanlık zamanlardan beri kadınlar ve erkekler doğada afrodizyak etkili bileşkenleri araştırırlar. Boğanın cinsel organları, istiridye, kuşkonmaz, muzlar, adamotu kökleri... bu ve buna benzer şeyler, erkek ya da kadın seks biçimini akla getirmek için kullanılan bütün bu nesneler bir gün erotizmi uyandıran maddeler olarak nitelendirildiler. Ancak bunu kanıtlayan hiçbir şey yok. 


Alkole, kokaine ve mariuanaya gelince, bütün bu maddeler engellerin kaldırılmasını sağlar, ancak aşkta ise üzücü sonuçlar ödenmek zorundadır: yüksek dozda kullanımı, erkeklerde sertleşme sorunlarına yol açarken, kadınlarda da yağlama problemine neden olur. Bu yüzden, zencefil, çarkıfelek gibi bazı bitkilerin gerçek bir afrodizyak etkisi olabilir. Farmakologlar konu üzerine eğilmeye başladılar ve şimdiden bu bitkilerin afrodizyak etkisi yaratmada etkili olduğunu laboratuar hayvanları üzerinde yaptıkları deneylerle gösterdiler. İnsanlarda potansiyelleri, kadınlar arasında olduğu gibi, erkekler arasında da değişiklik gösteriyor. 


CİNSEL HORMONLARIN ORANI HANGİ YAŞTA DAHA YÜKSEK?
Erkeklerde, testosteron salgılanması daha cenin halindeyken başlar. Fetusun 18 ve 25 haftalık gelişmesi esnasında, genetik erkeklik organlarının da gelişmesiyle eş anlı olarak doruğa ulaşır. Sonra, testosteron, üretimin patlama gösterdiği ve ikincil cinsel karakterlerin ortaya çıkmasını sağlayarak çocukluktan erkekliğe geçişin yaşandığı ergenliğe kadar nöbette bekler. Kıllanma, tüylenme. . . Ergenlikteki salgılanma cenin halindekinden daha önemlidir. Şüphesiz, daha gelişmiş bir uzantı miras olabilecek erkek türünün zararına. Kadınlarda ise, ostrojen salgılanması ergenliğe kadar başlamaz ve onlar yaklaşık ortalama 28 günde bir yumurtlama esnasında doruğa ulaşır. 


TESTOSTERON ORANI ERKEKLERDEKİ ARZUDA ROL OYNAR MI?
Ergenlikte, erkeklerdeki testosteron oranı maksimuma ulaşır ve ortalama 55 yaşına kadar aynı kalır. Bu yaş geçilince, azalmaya başlar. İşte bu, erkeklerdeki arzunun azalmaya başladığının da sinyallerini veren yaşam evresine denk gelir. Fransa'da 50 yaşın üzerindeki erkeklerden yüzde 20'si ile yüzde 50'si, sertleşme ve libido sorunlarıyla karşı karşıyadır. O halde testosteron oranı ve cinsel arzu bağlantılıdır denebilir mi? Hiçbir çalışma bunu teyit etmiyor. Libidosu kötüleşmiş erkeklerdeki testosteron yönetimi etkili görünmüyor. Şimdilik, bilim adamları, erkeklerdeki arzu düşüşünün fizyolojik bir kökeni olduğunu onaylamıyorlar. Bu, çok basit bir şekilde bir fizyolojik düzen sorusu olabilir.