İlkel Düşünce Sistemi

04/02/2019

İnsanlık tarihine bir bütün olarak bakıldığında, iki özellik göze çarpar. Bunlardan birincisi, ağır bir toplumsal evrimin görüldüğü uzun bir zaman kesimini kapsayan "ilkel topluluk" dönemi, toplumsal evrimin kısa denebilecek bir süre içinde baş döndürücü bir hızla ilerlediği "uygar toplum" döneminin varlığıdır. Araç yapan ilk canlı türlerinin yeryüzünde görülmesinin yaklaşık tarihi olarak kabul edilen, zamanımızdan iki, üç milyon yıl öncesinden üretimin başladığı zamanımızdan yaklaşık on bin yıl öncesine kadar geçen milyonlarca yıl ilkel topluluk dönemidir. Bu dönemi izleyen yaklaşık beş bin yıl ilkel topluluktan uygar topluma geçiş dönemini ve ancak son beş bin yıl ise "uygar toplum" dönemini oluşturmaktadır.

Antropologların basit kültürel oluşumları "ilkel" olarak adlandırmaları, o toplumları küçük düşürmek amacı taşımasa da "İlkel" kelimesi, incelenen toplumun sosyo-ekonomik yapısının niteliği ile ilgilidir. Üretim süreçlerinde ve yaşam ortamında basit teknoloji kullanan, nüfusu az, kan bağlarına dayalı, eşitlikçi ve kurumsal olarak uzmanlaşmamış kültürel yapılardır. İnsanlık tarihinin çok büyük bir bölümü ilkel kültürlerin tarihidir.

İlkel insanların yaşadığı toplumun yapısı incelendiğinde, dış görünüşü ile uygar ülkelerdeki bütün sosyal, siyasi, ekonomik ve hukuki kurumlar biçimsel olarak vardır ve işler halde görünürler. Ama içinde yaşayan bireyler açısından bu kurumlar öz kültürel öğelerle bağdaşmadığı için bir önem taşımazlar. Biçimsel olarak var olan kurumlar, bir noktada toplumun asıl yapısına uygun bir biçime dönüşür. Bu dönüşüme, bilimsel tanımı ile, "zoraki"den "zorunlu"ya dönüşen kültür değişimi denir.

İlkel insanda örgütlenme kavramı çok dar boyutlar içinde kalmıştır. Aile ve akrabalık ilişkilerine ait özellikler bir klan içinde nasıl düzenlenmişse, devlet yönetiminde de aynı kültür kalıbı uygulanmaya çalışılır. Yerleşme ve mekânlar modern bile olsa kullanılması köy modeline uyar. Ulaşım ve iletişim programa bağlı değil, doğa koşullarına göre değişir.

İlkel toplumun reisi ve soyu öncelik hakkına sahiptir. Hukuk düzeni eşitlik ilkesine göre değil, güçlü olana göre geleneksel bir biçimde yerleşmiştir. Mistik güce sahip olanlar ve bunların soyları da özel bir ayrıcalık taşırlar. İleriye yönelik planlama yapılmaz. Denetleme olmadığı için, toplum arasında yağmacılık, soygun ve rüşvet sistemi geçerlidir. Mal bölüşümü, adaletten uzak, emek karşılığından çok güç kavramına göre belirlenir.

Bilimsel düşünce yerine, mistik ve deneye bağlı olmayan inançlar geçerlidir. Atalardan kalan düşünce kalıpları aynen benimsenir. Zihinler, bir sürü kollektif tasarımlarla dolu olup, bunlar, önceden şartlanma yolu ile kazanılmıştır. Nedenler her zaman mistik bir karakterdedir. Nedenle sonuç arasındaki ilişki önem taşımaz.

Din hakkındaki düşünceler, değişmeyen klişelerden ibarettir. Din, genellikle ulu sayılan din adamlarının anlatımlarına göre belirlenmekte, anlattıkları ise tabulaştırılmaktadır. Kesinlikle üzerinde tartışılamaz, düşünülemez veya doğrulukları araştırılamaz. İlkel insanda dine ilişkin kavramlar, bazı yanları ile tek tanrılı (monoteist) dinlerdeki tanımlamalara uysa bile, özde çok farklılıklar taşır. İlkellerde tanrı kavramı akıcı, oynak ve değişken olup, daha çok duygusaldır. Yüce Varlığı insan gibi tasarımlama, onu insanlara özgü tutum ve davranışlarla niteleme eğilimi yaygındır. İbadet ve dualarda, ölmüşlerin mezarları, bıraktıkları eşyalar kutsal sayıldığı için, bu yerlerde tapınılır ve bunlardan yardım beklenilir.

Sağlık ve beslenme konusunda mistik inançlar geçerlidir. İlkel toplumun din görevlisi aynı zamanda doktordur. Sihirli sözler ve büyülü cisimlerle hastalıkları iyi ettiğine inanılır. Başaramadığı zaman da kötü ruhların etkisi devreye sokulur. Temizliğe önem verilmez.

İlkel toplum içinde akraba evlilikleri yaygındır. Cinsellik ve cinsel ilişkiler belirli tabularla sınırlanmıştır. Kadınlarda bekâret koruma ve cinsel bilgisizlik erdem işareti sayılır. Erkeklerde ise çok sayıda kadınla cinsel ilişkide bulunmak ve saldırgan bir tavır takınmak üstünlük ölçüsüdür. Bu çelişkili kültür kalıbı yüzünden, evlenme töreninden sonra kadınlar her fırsatta erkeklerin saldırısına uğrayabilir.

İlkel insanlarda görülen en temel özellik ise bireylerin homojen özelliği, düşünce sistemlerindeki benzerlik, şiddetli bir ayniliktir. Zihin, genellikle bulanık ve yaşanan ana göre çağrışımlara bağlı düşünce kalıplarının dalgalandığı yarı aydınlık bir alan gibidir. Tasarımlar, kollektif bir şemaya göre ve kişisel kritikten yoksundur. İlkellerin, İzafi ve kategorik düşünebilme yetisi yoktur. Mantıksal sıralamaya önem verilmez. Neden sonuç bağıntısı yok denecek kadar az, korelasyon belirsiz, kavramlar ve olgular çoğu kez birbirine karıştırılır. Soyut kavramları tanımlayamadıkları gibi gelişmiş bir dil kullansalar bile, kelime sayısı ve cümle yapısı bakımından çok sınırlı kalırlar.

Objektif analiz yapamazlar. Mantık ilişkisinden çok duygusal açıdan uyarıcı ayrıntılara önem verirler. Her sorunu somutlaştırma ve kişileştirme eğilimindedirler. Tasarımların sıraya konulması ve bunların çözümlenmesi kollektif şemaya göre olduğu için, çoğu kez olaylar karşısında otomatik bir reaksiyon gösterirler. Birbirinden farklı varlıkları birbirine karıştırırlar. Rüya ile gerçeği birbirinden ayıramaz, çocuk gibi düşünürler. Onlar için bir değnek aynı zamanda kolayca at olabilir.

İlkel toplumlar üzerinde psikolojik araştırmalar yapan Fransız düşünür Lucien Lévy-Bruhl ve onun ekolünü benimseyen etnologlara göre, ilkellerde bu gelişmemiş mantık yapısının yanı sıra, ilkel düşünce içinde objeler, varlıklar, olaylar aynı zamanda kendileri ve kendilerinden başka türlü olabilirler (iştirak kanunu). Örneğin, bir insanın anası ve babası belli, yaşam biçimi bilindiği halde bile o insanın aynı zamanda bir kartal, bir papağan, bir melek veya uzayda yaşayan bir varlık olduğuna kesinlikle inanabilirler. Diğer yandan, eğer bir ilkel toplumun ismi "yenilmez gücü olan aslan" ise, o toplumda herkes, en cılız ve güçsüz insan bile kendisini aynı zamanda Süpermen olarak düşünmektedir.

İlkel toplumlarda beslenme, kalıtım, öğrenme ve anlama yetisi, beden salgıları gibi konular üzerinde yeterli bir araştırma yapılmamış olsa bile protein eksikliği, yakın akraba evlilikleri, yabancı kültüre karşı kapalılık, geleneklerden kopmama inadı gibi olumsuz birikimler yüzünden ilkellerin uygarlığa ayak uyduramadıkları gözlenmiştir. İlkel bedenlerde hormonların da biraz farklı ölçülerde salgılandığı, sinir sistemlerinin ve beyin fonksiyonlarınla değişik düzeyde olduğu ve beden sıvılarındaki elektrolitik dengenin ileri primatlara benzediği söylenebilir.

İlkel toplumların ilkel düşünce sistemleri, kültür öğeleri ve yaşam biçimleri ile uygar toplumlardaki ileri teknoloji, eğitim ve sanat anlayışına sahip insanlara oranla sadece beden ve zihin farklılığı göstermekle kalmamaktadır. Ürettikleri şeyler açısından da seviye farkı vardır. Yaratıcılık ile kültür arasındaki sıkı bağ düşünülürse, gelişmemiş bir zihin çalışması ile soyut kavramlar ve estetik değerler üzerinde yeni bir ürün vermenin de olanaksızlığı anlaşılır.

İlkel düşünce biçimi bugünkü yaşananları, gözlerinin önündeki nedenlerle açıklayamaz. Kendi bulunduğu grubun, tabi olduğu sosyal yapının inanışlarına göre açıklarlar. Nehirden su doldurmaya giden 3 kişiden 1 kişiyi timsah kapıp, yutsa, ölen timsah tarafından öldürüldü diye açıklanmaz, Sihirle (nedeni gizli olan ince şey, aldatma, yalan görüntü, illüzyon, hayal, şeytana yakınlık, onunla yardımlaşma, yaldızcılık, şarlatanlık) açıklarlar. İlkel düşünce, totem (kutsal sayılan nesne) inancının temelinde bulunan "anlam" gücüne bağlıdır.

Milyonlarca dünya yılı yaşamış İlkel insanların düşünme biçimini bu yazı aracılığı ile size yeterince anlatabildim mi? Yoksa sizler zaten bu düşünce sistemine aşinamısınız ?