Herkes Üremek Zorunda mı ?

15/03/2019

Doğa bazen her şeyi açıklıyor. Onu yakından izlediğinizde, hayvanlar âlemi veya bitkileri incelediğinizde bizlere hayatla ilgili tüyolar veriyor. Geçen gün fener balığının hikâyesine rastladım. Dişi ve erkeğinin birleşmek için ne tuhaf bir yol izlediklerini okudum. Fener balıkları birleştikleri zaman bir daha ayrılmıyorlar. Bu bana hem hüzünlü, hem de çok güzel bir hikâye gibi geldi. Paylaşmak istedim.

ASLA AYRILMAMACASINA...
Erkek fener balığı çiftleşmek için dişi fener balığının üzerinde yaşamaya başlıyor. Erkek dişiyi döllediğinde birbirlerine tam olarak yapışıyorlar. Bir daha da asla ayrılmıyorlar. Bedenleri gizemli bir şekilde birbirlerine kenetleniyor. Oradan kurtuluş yok. Tek bir beden olmak üzere harekete geçmiş gibi görünüyor. 

Dişi yumurtlamaya hazır olduğunda, erkek fener balığıyla işi bitmiş oluyor. Fakat üzücü olan şu ki, erkek fener balığının sadece işi değil, hayatı da bitmiş oluyor. Çünkü erkek fener balığı dişinin üzerine yapışık bir haldeyken, yavaş yavaş yok olmaya başlıyor. Dişinin üzerinde adeta eriyor. Birbirlerinin içine geçmişler gibi görünse de, aslında erkek fener balığı, dişi tarafından öğütülüyor. Çok zalimce. Fakat doğaları gereği bu böyle. 

Dişi bununla da kalmıyor, üzerinde bir kaç erkekle birden yaşayabiliyor. Tabii ki, yine onları da kendi yumurtlayana kadar üzerinde taşıyor. Sonrasında onlara ihtiyacı kalmıyor. Zavallı erkek fener balığının da yaşamak için bir sebebi kalmıyor. Görevini tamamladıktan sonra dişinin üzerine mezarını dikiyor. Eğer ki kendi doğamızı ele alırsak, bizlerde de bundan farklı bir şey yaşanmıyor. Kimi kadınları dişi fener balıklarına benzetiyorum ben. Damızlık olarak bir erkek adayı alınır, önce bir sürü kur ve erkeği baştan çıkarmak için yapılan özveriler... Kadın, hamile kalmadan erkeği "cebinde" hissetmiyor. Hamile kalındıktan sonra ise, kadının bütün ilgisi bebeğe gidiyor. E tabii, erkeğinki de dışarıya...

BÜTÜN MESELE BUDUR
Erkeklerin sonunun fener balıkları gibi olmaması açısından bakılacak olursa, bu iyi bir şey. Hamile kalan kadının da ilgisi erkekten çekiliyor elbette. Hatta, hamile kadınların büyük bir bölümü emzirirken ve biraz daha sonrasında erkeğe olan bütün ilgilerini kaybederler. Bunu her ne kadar annelik iç güdüleri mazeretiyle geçiştirmeye çalışsalar da, asıl mesele sadede gelinmiş olmasıdır. 

Bilimsel açıdan bakıldığında bütün mesele üremek altında toplanan bir oyundan ibarettir. Ve bizler bütün duygularımızı, inişlerimizi, çıkışlarımızı bu üreme oyununun etrafında yaşarız. Aşk gibi duygular olmasaydı üreme çok zor bir hal alırdı elbette. Duruma böyle baktığım zaman tuhaflaşıyorum. Fakat, hayatımızda ilişkiler anlamında olan bitene baktığımda bazen, bundan daha mantıklı bir sonuca ulaşamıyorum. Bütün bu aldatmaların, yarı yolda kalmaların, bu duygularla kendimizi harap etmemizin sebebini tamamen buna bağlıyorum. Üremek veya ürememek, işte bütün mesele bu!

İYİ BİR DAMIZLIK MISIN?
"Sen benimle niye üremek istemiyorsun?" kadar doğal bir soru olmalıymış aslında. Sen beni neden sevmiyorsun, bana neden sarılmıyorsun, artık eskisi gibi değilsin, başkasına mı âşıksın, dün gece neredeydin, bunu neden böyle yaptın, sen değiştin... Mıy mıy mıymış. Sorun bakalım, neden sizinle üremek istemiyorlar? Yeterince damızlık değilsinizdir belki. Sorunun cevabı bu kadar basit olamaz mı? Bu sizin eksik olduğunuz anlamına da asla gelmez. Onun sizden daha iyi olduğu anlamına da gelmez. Uygun donör değilsinizdir sadece. 

Duyguları bir kenara fırlatıp da olaylara bilimsel açıdan baktığınızda hayat ne kadar da kolaylaşıyor değil mi? Fakat böyle bir hayat çekilmez ve sıkıcı olur elbet. Siz yine de acıya fazla dayanamadığınızda uygulayın bu bilimsel, ruhsuz, soğuk, mantıklı ve olağan yaklaşımı. Mantığın aşırısını bu yüzden hiç sevmemişimdir. Tuzu unutulmuş bir yemek gibi hissettirir insana. Kolaydır, basittir, anlaşılırdır ama bir şeye benzemez. Verse verse kabak tadı verir.