Hayatınızı Ancak Siz Anlamlandırabilirsiniz..

18/02/2019

Hayatımızın ilk 30 yılını yaşamakla, 30 dan sonrasını yaşadıklarımızı anlamlandırma çabası içerisinde geçiriyoruz. Belki de 40 ve 50 lili yaşlarda o anlamı bulup hayatı gerçekten anlamlı yaşamaya başlayacağız.

Kendi yaşantımdan ve çevremde gördüklerimden esinlenerek uydurmuş olduğum bir teori. Herkes aynı fikirde olmayabilir.

Hayatı anlamlandırma çabasına girmek için insanın önce bir takım şeyler yaşayıp görmesi, başka bir deyişle düşüp kalkması, duvara toslaması, acılar çekmesi gerekiyor. Hayatı akan bir nehire benzetirsek, önünde bir engel olmadığı sürece yatağında akar gider, ne zamanki önüne bir set çekilir; o zaman yatağından çıkar ve kendisine yeni yollar aramaya başlar. İnsanoğlu da ancak bir takım güçlüklerle karşılaştığında, hayatı yolunda akıp gitmediği zamanlarda durur ve hayatına şöyle bir bakıp yeni yollar aramaya başlar. Bu evreler genellikle yaşamın 30 lu yaşlarına tekabül eder. Yaşanılan şeylere göre 5 yıl önce ve sonrası da olabilir tabi ki.

Gençlik yıllarında akıp giden hayatın önündeki ilk engeller genelde aşk acıları olur. Aşk acısı insanı en çabuk olgunlaştıran ve bakış açısını değiştiren kuvvetli bir iksirdir. Büyüdüğümü ve istediğim herşeyi yapamayacağımı ilk aşk acısını çekerken anlamıştım. Büyümek; her istediğinin olamayacağını, her istediğini yapamayacağını, senden daha güçlü olan bir şeyler olduğunu kabul etmekti. Gençliğin vermiş olduğu herşeyi yapabilirim havası sönmüş bir anlamda duvara toslamıştım. Bu durumu kabullenmek oldukça uzun bir zamanımı aldı. Yenilmeyi bir türlü hazmedemiiyordum. Yenilgiyi kabul edip teslim olduğum anda bir daha eski ben olamadım. Hayatımda yeni bir evre açılmıştı.

30 lu yaşlara gelene kadar iş, aşk, ilişkiler, aile gibi birçok konuda farklı düşüşler ve yenilgiler yaşanılır. Her birisi ile ayrı ayrı uğraşıp yeni teoriler geliştirmeye başlarken birden jeton düşer. Aslında bütün bu yaşadıkların sana birşeyler anlatıyordur. Belki de sorumlu diğer insanlar ve yaşadığın çevre değildir de SENsindir.

İlk başta bu düşünceyi kabul etmek oldukça zor gelir. Hadi canım sen de dersin. Ailem şöyle, imkanlarım böyle olsaydı, burada doğmasaydım da başka bir ülkede olsaydım herşey farklı olurdu gibi bir takım düşüncelerin arkasına sığınmaya başlarsın. Bütün sorumluluğu kabul etmek zor gelir insana. Bir tarafttan da içinden bir ses; söylenilenin doğru olduğunu, hayatındaki herşeyin sorumlusunun sen olduğunu fısıldar. İlk şoku atlattıktan sonra hayatına başka bir gözle bakmaya , hatalarını görüp kendini yeniden sorgulamaya başlarsın. Bu da başka bir kabullenme evresidir.

Sorumluluğu kabullenme evresinin en büyük handikapı suçluluk psikolojisine kendini kaptırmaktır. Bu da bir tehlikedir özgüveni tehdit eder. O kadar yük insana ağır gelir. Farkında olmadığın bir evrede yapmış olduklarının sonuçlarını şimdi yaşamak isyana sebep olabilir. Burada iki yol ayrımı çıkar; ya bildiğin herşeyi görmezden gelip eski hayatına dönmek ya da daha ilerisini keşfetmek için bu engeli de aşmaya çalışmak. İkinci yolu seçenlerin karşısına, neden böyle bir hayatı yaşadım ve bunları yaşamış olmamın bana kazandırdıkları nedir sorusu çıkar.

Bu soruyla birlikte bakış açısı insanın kendisinden uzaklaşıp daha geniş bir alana yayılır. Bu aşamada gidilecek son yer herkesin inancına göre değişen yaratıcı güç ve kader olgusudur.

Buraya kadar yazmış olduklarım kendi anlam arayışımın evreleri. Bunların daha ötesi var mıdır? Oralara ulaşınca neler olur? Daha yeni neler keşfedebilirim? Belki de bütün bu yazdıklarımı yanlış çıkaracak bişeyler bulurum. Kimbilir..

Hayat heyecanlı bir yolculuk, ölene kadar aramaya devam..