Aşk Sadece Üremek İçin midir ?

14/02/2019

İnsan hayatını etkisi altına alan en kuvvetli duyguların temellerinden bahsetmek hiç de kolay değil. Hele konu aşk olunca işimiz iyice zorlaşıyor; zira insanın yazıyla kayda geçirme işini keşfinden beri üzerine en çok yazılıp çizilen, sayısız çeşitlemeleri üretilen ve birbiri ile bağlantısız görünen türevleri oldukça fazla olan hislerden bir tanesidir aşk. İlk intibada bir erkekle bir kadın arasındaki tutkulu bağlılık durumunu çağrıştırabildiği gibi bir insanın işine, kullandığı bir araca, maddi imkanlara, içinde yaşadığı çevreye olan tutkusu da genellikle aşk kelimesinin kapsamı içine dahil edilmiş. İşini aşkla yapmak, hayatı aşkla yaşamak gibi terimler insanın bütün kontrolünü eline alan bu güçlü duygunun çeşitli dışa vurumlarını anlatmak için sıklıkla kullandığımız benzetmelerdir. Bazı sufiler, aşkı "insanın rahatını, iştahını, uykusunu kaçıran tutku" olarak tanımlarlar. Gerçekten de iki insan arasındaki tutkuya indirgediğimizde aşk çok garip bir şeydir. Mesela "gözü kör"dür. Akıl yürütme melekelerini neredeyse tamamen köreltir. Aşık beyin, maşuktan başka bir şey düşünemez hale gelir. Aşk, maşukun olumsuz yönlerini mantıklı bir şekilde görüp irdeleyebilme yeteneğini insanın elinden çekip alır.

Bir insanın diğer bir insana "aşık" olması için en öncelikli uyaran "görsel" uyaranlardır. Yani ilk görüşte aşk gerçekten de mevcut olan bir mekanizmadır. Bir insanın görsel özellikleri, algıya ilk takılan ve beyinde en hızlı biçimde değerlendirilen ipuçlarını içerir. Elbette bundan hemen sonra söz konusu kişinin zekası, sesi, konuşma üslubu, kültürü, sosyal konumu gibi diğer etkenler gelir. Fakat araştırmacıların üzerinde uzlaştıkları nokta, giriş kapısının "görme" olduğu yönündedir. Bir diğer önemli bağlayıcı unsur ise insanlarda henüz mekanizması tam kanıtlanamamış olmakla beraber varlığına dair çarpıcı kanıtlara sahip olduğumuz "feromonlar" denilen koku sinyalleridir. Bu sinyaller sayesinde kendimize biyolojik olarak en uygun eşi seçme konusunda eşsiz yeteneklere sahibiz. Ter bezlerinden salgılanan "kokusuz" koku molekülleri olarak tanımlayabileceğimiz feromonlar, eş adaylarına genetik yapımız ve olası biyolojik uyumumuz hakkında bilincin algılayamadığı ama davranışlara sinyaller vererek bizi farkında olmadan doğru seçim yapmaya yönlendiriyor.

Aşık Beyinde Neler Olur ?   

Aşık insanların beyinleri üzerinde yapılan görüntüleme çalışmalarının ortaya koyduğu en ilginç sonuçlardan biri beynin ön (frontal) bölgelerinde yer alan "akıl yürütme" ve "planlama" ile ilişkili bölgelerde izlenebilen baskılanma. Gerçekten de aşık bir beyinde akılcı ve eleştirel düşünmeyle ilgili ön beyin bölgeleri büyük oranda devreden çıkmakta. Bu bölgelerin baskılanması aşık bir insanda bize çok tanıdık gelen birkaç olayın açıklanmasını da kolaylaştırıyor aslında. Aşık olan insan hepimizin gayet iyi bildiği gibi maşukunun kusurlarını görmeme, iyilik ve güzelliklerini ise alabildiğine abartma eğilimindedir. Kritik düşünme yetisi zihnini çoktan terk etmiş olduğu için aslında gayet normal bir insan olan maşukunun her hareketinde bir hikmet aramaya, her halinden güzellikler devşirmeye başlar. Aşık zihin böylece adeta maşukunu güzellemeye adanmış bir çalışma sistemine döner. Ayrıca sakar aşık kalıbını bilirsiniz; aşık olan kişi, özellikle aşık olduğu insanla karşılaştığında kimi zaman eli ayağı birbirine dolanır, normalde yapmayacağı bir sürü saçma hareketi ardı ardına sergilemeye başlar. İşte bu "hareket koordinasyonsuzluğu" da muhtemelen bazı aşıklarda beynin ön kısmındaki baskılamanın çok geniş olması nedeniyle vücut hareketlerini planlayan frontal bölgeleri de etkisi altına almasından kaynaklanıyor olabilir.

Aşık beyinde faaliyetlerinin baskılandığını bildiğimiz bir başka bölge de "amigdala" adlı korteks altı bir bölgedir. Amigdala, hislerimize yön veren "limbik sistem" adlı sistemin önemli bir parçasıdır. Latince "badem" anlamına gelen ismini beynin şakak (temporal) lobların içine gömülmüş badem biçimli yuvarlak bir bölge olmasından alır. Amigdala, özellikle korku, öfke ve fobiler gibi şiddetli duyguların hafızalarını depolayan ve bu duygularla ilişkili davranış kalıplarını yöneten en önemli bölgelerden biridir. Aşık beyinde amigdala bölgesinin faaliyetinin baskılanması, özellikle korku duygusunun azalmasını, kişinin normalde girmeyeceği risklere girmesini sağlar. Bu sayede "gözüpek aşık" modeli, aşkın bir yan etkisi olarak, beyinde kendiliğinden ortaya çıkıverir. Amigdalanın faaliyetini baskılayan bir diğer bilindik durum ise cinsel birleşmenin orgazm safhasında erkeklerde meydana gelen boşalma (ejekülasyon) anıdır.

Bütün Bunların Anlamı Nedir ?

Aşkın sinirbilimsel temellerine dair bu (olabildiğince) kısa özetten sonra bunların her birimiz için ne anlama geldiğini de elbette düşünmemiz gerekiyor. En başta "bu mantıksız görünen durumlar bize nasıl bir fayda sağlıyor?" diye sormuştuk. Aslında cevap oldukça basit: aşkın taze ve "alevli" olduğu dönemlere dair yukarıda sıraladığımız ilginç zihinsel durumlar, aşıkların bir araya gelmesini sağlayacak çok önemli itkileri ortaya çıkarmakta. Bu itkiler sayesinde kişiler birbirlerinin kusurlarını görmeyip,muhakeme yapamadıklarından insan türünün devamını sağlayacak cinsel birleşme ve dünyaya yeni bireyler kazandırma etkinliğinde bir müddet boyunca istekli ve azimli olabiliyoruz.Yani insanın aklını alan, elini ayağına dolaştıran bu garip his, yani aşk, türümüzün devamını sağlamaya yönelik en önemli mekanizmalardan biri.İlişki gerçekleştikten bir müddet sonra amaç yerine getirildiği için beynin frontal bölgesi ve amigdala normal çalışmasına kavuşuyor ve böylecede yeniden kazanılan muhakeme yeteneğiyle ,o dönem görmediğimiz kusurlar birbir görünür hale geliyor.İşte aşkın ömrü şu kadardır denilen olgunun bilimsel açıklaması budur. Ve ne yazık ki aslında bunun sanıldığı gibi romantizmle falan hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.Üzgünüm..